
http://www.virahaber.com/haber/deniz-bana-hayal-kurduruyor-13386.htm
Yeni sayımızda yüreğini köprülerle sanata ve denize bağlayan bir isim olan Yeşim Ceren Bozoğlu’yu ağırladık mavi sayfalarımızda.
Ağzında getirdiği lacivert öykülerin köpüklü kahramanları, toz toz kitapların arasından canlanıverir, vücut bulur bir güvertenin üstünde. Asi dalgaların yangın yangın öptüğü taşlar da, dalıverir bu oyunun içine. Kalbine battığı gemilerden gelen izbe bir yaşamın dokunaklı sesleri de hemen yetişince, yeni bir dünya kurulur bu mavi sonsuz cennette. İşte böyle ilham verir, hayal kurdurur deniz insana. Ufuk çizgisinin ötesindeki ufukları da gösterir; bir ruhumuza, bir usumuza. Dolayıyla deniz tıpkı sanat gibidir aslında. İşte bu nedenle yeni sayımızda yüreğini köprülerle sanata ve denize bağlayan bir isim olan Yeşim Ceren Bozoğlu’yu ağırladık mavi sayfalarımızda.
Öncelikle sizin kısaca yaşam öykünüzü öğrenebilir miyiz?
Ankara doğumluyum. Sanayici bir ailenin, üç çocuğunun en küçüğüyüm. İstanbul ve İzmir’de büyüdüm. Hayatıma, âşık olduğum tek şehir olan İstanbul’da devam ediyorum.
Köklü bir aileniz olduğunu biliyoruz. Bize biraz ailenizden bahseder misiniz?
Büyük büyük dedem Sadrazam Ali Paşa, nam-ı diğer Çorlulu Ali Paşa idi. Dedelerimden biri, Emin Bozoğlu, “Devrim Arabası”nı tasarlayan mühendisti. Diğer dedem Celal Yetkin ise, uzun yıllar Avrupa’da NATO’da üst düzey görevlerde bulunan bir askerdi. Hayatının ikinci kısmını ise, modern resim sanatına adayan ve atölyesinde bila ücret (ücretsiz) öğrenci yetiştiren bir idealistti. Dedelerimin hayatlarında hep “Ülkeme, insanıma nasıl daha çok faydalı olurum?” sorusu olmuş. Anneannemin babası Nurettin Turgay, Demokrat Parti, Sivas milletvekili, dedem Avni Tan da yine Demokrat Parti Afyon milletvekili, Mete Tan büyük dayım ise, CHP’den Sağlık Bakanı olarak ülkeye hizmet vermiştir.
Aile geçmişinize rağmen siz ne siyasetçi olmaya, ne de aile işi olan sanayiciliğe yönelmişsiniz. Oyuncu olmaya nasıl karar verdiniz?
Sanayi benim için 4. Levent’te Oto Sanayi’deki atölyeler demek. Babam ve annem yok parayla yerden cıvata toplayarak girişmişler bu işe. Babam Türkiye’ye taşıma ve yükleme araçlarını, pvc kapıları getiren, sonrada imalatını Türkiye’de gerçekleştiren ilk isim. Çocukluğum boyunca aile içinde yaz tatillerim ofiste, fabrikada ve fuarlarda çalışarak geçti. Ailece çalışmak müthiş bir eğlenceydi benim için. Ama aşırı utangaçtım. Kalabalık bir ailede sevgi ve ilgi görmek için mecburen bir şeyler yapmam gerekiyordu. Baktım taklit ve güldürmek ailede de, sokakta da işe yarıyor. Ben de oradan ilerledim. Sanatı seçmem, tamamen ruhsal varoluşumla ilgili bir durum. Çocukluğumdan beri en çok istediğim şeydi oyuncu olmak. Aslında çocukluğumun bir diğer yarısı da; büyük aile toplantılarında, Türkiye’nin ciddi meselelerinin tartışıldığı sofralarda geçti, ama benim durduğum yer siyasete çok soğuktu. Ben bireysel devrimler gerçekleşmedikçe, bunun sosyal devrimlere dönüşemeyeceğini düşünüyorum. Sanatçılığı seçmemim bir diğer nedeni de budur. Çünkü kişisel devrimler yapabilmek için, insanların ruhlarına çengel atmak gerekiyor. Bunu da en güzel hikâye anlatarak, yani oyunculukla yaparsınız. Tıpkı aşk gibi… Çünkü âşık olmadan önce ve sonra asla aynı insan olmazsınız. Politikanın o kadar güçlü olduğunu düşünmüyorum.
Tamamen doğaçlama çekilen “Karabulut” adlı film, Türk sinemasında bir ilk oldu. Projenin içinden biri olarak, bu film sizin için nasıl bir tecrübe oldu?
Heyecan vericiydi. Oyuncu, kendini en çok sinema filminde güvende hissetmek istiyor. Çünkü yaptığınız iş sonsuza dek kalıyor. Bu anlamda var olan senaryoyu okumadan, ana hatlar üzerinden doğaçlama yapmak müthiş bir keşif ve heyecan yaşatıyor oyuncuya. Tabii çok riskli de aynı zamanda. Çünkü tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi bir sonraki anın nereye evrileceğini bilmediğinizden, rolün üzerinden bir strateji kurguluyorsunuz. Seyrettiğimde, orada canlandırdığım kadının tam olarak Kağıthane’de yaşayan bir dönercinin karısı olduğuna inandım. “Ah canım, yazık yahu kadıncağıza” diye izledim filmi.
Tiyatroda oynuyorsunuz ve aynı zamanda oyunculuk dersleri de veriyorsunuz. Seyircinin tiyatroya ilgisini nasıl buluyorsunuz?
İnsanların bu yeni çağda öncelikleri, iletişim biçimleri ve algıları başka bir boyuta sıçradı. İnternet, twitter, facebook gibi uygulamalar, insan ilişkilerinde sosyal anlamda yeni kurallarla birlikte yeni bir oluşum başlattı. Fakat bu arada sanat yapma derdinde olan insanların da ister tiyatro, ister sinema olsun bunlara kayıtsız kalmaması gerektiğini düşünüyorum. İlişki ve iletişimdeki bu yeni hızı ve olguyu çok iyi değerlendirmek ve sindirmek gerek. Benim tiyatrodan ve sinemadan beklediğim şey, ruhsal olarak hayatımla ilgili bana başka bir ilham vermesidir. İzlediğim şey, bilmediğim başka bir perspektif sunmalı hayatıma. Yoksa günümüzde gerçek ve sahtenin iç içe geçtiği noktada, yeni bir marifet göremeyeceksem, ne diye sıcak evimden kalkıp tiyatro seyretmek için kendimi yorayım? Bunu başaran oyunlar oynandığında, yine kuyruklar oluşur, cam çerçeve kırılır, eminim.
Şu an Geniş Aile dizisinde oynuyorsunuz. Oynadığınız rol maskülen davranışlar sergiliyor. Seyircilerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?
“Aşkitom” sözü sevgiliye hitap biçimi, “gerizekalı” da yeni nesil hakaret ünlemi oldu diye yazıyordu bir internet sitesinde. Sokaktaki mizahla beslenen bir iş bizim işimiz. Bu başarı da senaristlerimizden kaynaklanıyor. Kadınların bir kısmı “Vur ellerin dert görmesin” derken, yaşça büyük olan izleyicilerimiz ise, “Aman kızım yazıktır çocuğa” diyor. Sevim, o anlamda çok acayip bir karakter; bir yanı çok erkeksi, bir yanıysa aşırı dişi. Adamları dövdükten sonra “Saçımın fönü bozuldu amaaaa” diye gözyaşları içinde kalabiliyor. Sevim’i oynadıktan sonra onun bu zıt davranışları yüzünden sık sık sette gülme krizlerine giriyoruz.
Bir süre önce Yusuf Kurçenli’nin çektiği Karadeniz’de geçen “Yüreğine Sor” adlı filmde oynadınız. Buradaki karakteri bize tarif eder misiniz?
Film bir aşk hikâyesi. Oynadığım rol, filmin çok sürpriz bir noktasında duruyor. O yüzden çok anlatmam mümkün değil maalesef. Ama orada söylediğim bir ninni var, Karadeniz’in ruhu içine sinmiş sanki o ezginin. Söylerken; ben de, settekilerde çok duygulandık, mahvolduk diyebilirim.
Katıldığınız bir TV programında oyunculuk ile ilgili bir kitap yazdığınızı belirttiniz…
Bu kitap benim profesyonel olarak oyunculuk yapmaya başladığım günlerden bugüne yaşadığım anılardan ve oyunculuk anlamında edindiğim “hayat kurtarır” püf noktalarından oluşuyor. Bir nevi “Ah keşke o zamanlar bunu bilseydim bilgileri” derlemesi diyebiliriz.
Geçelim denizlere… Denize yakın mısınızdır? Yani denizi sever misiniz?
Denizin olmadığı bir yerde nefes alamam. Çok seviyorum denizi! İstanbul’a âşık olmamdaki en önemli sebep, muhteşem Boğaz mesela… Denizin insanlara sunduğu kültürü, kucaklama ve eğitme biçimini Allah’ın insanlara hediyesi olarak görüyorum.
Sanatçı olarak deniz sizi nasıl etkiliyor?
Hayal kurduruyor öncelikle. En güzel projelerimi hep Boğaz’a bakarken oluşturmam bir tesadüf mü bilemiyorum ama benim için en önemli motivasyon kaynaklarından biri deniz.
Peki, tekne sahibi olmak ister miydiniz?
En çok istediğim şeylerden biri tekne sahibi olmak, ama biraz da meşakkatinden çekinmiyor değilim. “En iyi tekne arkadaşının teknesidir “derler ya… Yine de şimdilik arkadaşlarımın tekneleriyle yaşadığım deniz ile olan flörtü, bir müddet sonra kendi teknemle kalıcı bir evliliğe dönüştürmek niyetinde olduğumu söyleyebilirim.
Denizde geçen ilginç bir anınız var mı?
Yüzmeyi Foça’nın antik kalıntılarının olduğu Orak Adası’nda tekneden atılarak ve bolca su yutarak öğrendim desem… Sonrasında akşamüstü o enfes sularda, şnorkelle suyun içine bakıp, o antik merdivenlerin, kumun içinde kaybolduğunu gördüğümde nefesim kesilmişti.
Denizlerle çevrili bir yarımadada yaşıyoruz ama denizin farkında değiliz. Bu konuda sizin düşüncelerinizi öğrenmek isteriz.
Denizle bağımız arttıkça, ona olan saygımızın da artacağını düşünüyorum. Bence, deniz ile kurduğumuz ilişkinin sahici bir insana davranma nezaketinde olması gerekir. Böyle davrandığımızda, denizin nimetlerini bizlere çoğaltarak geri vereceğini çocuklarımıza anlatabilirsek, dünya daha mutlu denizlere sahip olacaktır.
Son olarak Vira için neler söylemek istersiniz…
Müthiş bir iş başardığınızı düşünüyorum. Sahip olduğumuz bu muhteşem denizlerin kültürünü tanıtmak, geliştirmek ve oluşturmakla çok önemli bir sorumluluğu yerine getiriyorsunuz bence. Kendi adıma çok teşekkür ederim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder