3 Ağustos 2009 Pazartesi

Yağmura yakalandılar

Oyunun başlamasına 15 dakika kalmıştı ve tüm umudumu bağladığım otoparkta yer yoktu. Bir delikanlı, anahtarı verirsem arabamı müsait bir yere park edeceklerini söyleyip sustu ve cevabımı bekledi. Jean Moreou’yu dünya gözüyle görmek ve zaten kurak bir mevsim geçiren tiyatro âleminde son dönemde ilgi çekebilecek bir oyunu izlemek fikrine odaklanmış zihnim fazla vakit kaybetmeden arabayı terk etme komutu verdi bedenime. Bu komut, sonraki saatleri, büyük bir endişeyle geçirmeme neden olsa da, yıllar sonra Rumelihisarı’nda bir şey izlemememin de önünü açmış oldu. ‘Işığın Oğullarıyla Karanlığın Oğulları’nın Savaşı’, neyse ki adı gibi uzun bir oyun değildi. Dekorsuz kostümsüz, bir nevi okuma tiyatrosu havasındaki oyun için iyiydi derim. Sema’nın açılış şarkısı güzeldi, metal borularla müzik yapan delikanlı da öyle. Tiyatroyu dolduran kalabalık pek nezihti. Özellikle frankofonların ve tiyatrocuların rağbet ettiğini gözlemledim. Mesela Gülriz Sururi ve Zeynep Özkartal, fotoğraf sanatçısı Mehmet Günyeli ve eşi Leyla Alaton, sanatçı Sarkis, tasarımcı Bülent Erkmen, Prof. Ahmet İnsel, Sevin Okyay, aslında tiyatrocu olup bizim tv/sinemadan tanıdığımız Selen Uçarer, Hatice Aslan, Serra Yılmaz, Levent Ülgen, Yeşim Bozoğlu, Derya Alabora gibi isimler hep oradaydı.
Oyunun sonlarına doğru şimşekler çakmaya başladığında romantik bir yaz yağmurunun hepimize iyi geleceğini düşündüm. Ne var ki yağmurun bir sağanak halinde inivermesi, tiyatroya alışkın olmayan sıkılmış yüreklere kaçışmak için bir bahane oldu. Ama Jean Moreou’nun, hiç istifini bozmadan oynamaya devam etmesi, suya dayanıksız izleyiciye tiyatro sanatı adına verilmiş bir büyük dersti. Başta Jean Moreou olmak üzere, tüm oyuncuları, telaşla ekipmanı örten teknik ekibi, sanki sahnedeymiş gibi kenardaki koltukta istifini bozmadan oturmayı sürdüren yönetmen Amos Gitai’yi ve en son Jean Moreou’ya pazarcı şemsiyesi açan fedakâr delikanlıyı yürekten kutluyorum.

Hiç yorum yok: